- M.Ö. 5.4 yy. (Thasos) Taşoz Adası Ticari Amforaları -

 
 
Ayaklarımız suda, aklımız havada ve de yan yana, kıyıdan boğaziçini seyrederken


- ''Asıl olan bakmak değil görmektir'' dedi. Birden Canan..


- Günaydın dedim, Yüzüne bakarak. Kimsenin bilmediği bu beylik lafı kendine sakla da bana kaç gözle gördüğünü söyle. Önümüzden geçen dev petrol tankerinden gözünü ayırmadan.


- 2 gözle tabi ki dedi. Yoksa senin 3 gözün mü var.?


Yosunlara, istavritlere, maviden-yeşile çalan derinlere bakarak


- Hayır dedim. Benim 3 bin gözüm var. O, inci dişleriyle gülerek,


- Demek ki seninkiler petekgöz diye beni ti'ye alıyordu ki işaret parmağımı dudaklarına hafifçe bastırarak onu susturdum.


- Hayır lütfen dalga geçme. İki gözle görseydim şimdi sadece tekneleri, yalıları, karşı kıyıları ve yanımızdaki sevdalıları görüyor olacaktım. Oysa ben şuanda balıkları, batıkları, argonotları, yelken açmış Ceneviz ve Bizans kalyonlarını, Barbaros un Kadırgalarını da görüyorum. Hatta şu burnun açığında gece tebdil-i kıyafeti ile lüfer avlayan 4. Murat'ı, ve karlı soğuk bir kış günü buradan geçerken anılarına Boğaziçinin güzelliklerini yazan Roma İmparatoru Hadriyanus'uda görüyorum.


Canan iri siyah gözlerini iyice açarak


- Vay anasına dedi. Adam benden başka her şeyi görüyor. Tarihe zapping yapıp deniz dibinin de röntgenini çekiyor. Onun dalga geçmesine aldırmadan
- Ne kadar çok gözle, ne kadar çok farklı açılardan bakabilirsek o kadar zenginleşiriz dedim.


- Nasıl farklı açı yani? dedi.


- Objektif olmak bile, objektifi nereye koyduğumuza, obje ve olaylara hangi açıdan baktığımıza bağlı değil midir? Diye biraz felsefe kokan bir soruyla yanıtladım onu. Ve devam ettim.


- O zaman göreceksin ki hayatta tek gerçek yoktur. Doğru sandığın şeyler bile zamana, insana, bölgeye, bakış açısına göre sürekli değişebilir. Yanımdan kalkarken muzipçe gülerek,


- Bilmiş erkekler hiç çekilmiyor doğrusu dedi. Gidip kendime bir amele bulayım bari...


Amforaların izini sürdükçe, antik kentleri gördükçe, yazgılarını okudukça, nedense onları da insanlara benzetiyorum.


O kentler ki, kimini savaş-deprem-hastalık vurmuş, kimini kum-su-toprak yutmuş. Kimide siyasetin ve ticaretin uğrak yerleri dışında kalıp kavrulmuş.
Tüm acı-sevinç ve aşklarıyla birlikte yok olmuş...


Bir amforanın boynuna dokunmak gibi, ne zaman böylesi bir kentin taşına dokunsam, sütunlu caddesinde yürüsem, tiyatrosunun basamaklarında otursam, yüreğim bir hoş oluyor.


Sonra önümde o kent yeniden kuruluyor. İnsanlar yeniden canlanıyor..


... Beyaz Harmaniyeli yöneticiler, eflatun pileli soylu kadınlar. Sandaletli askerler, tüccarlar, gezginler, köleler, rahibeler ve hatta şehrin delisi.. beni hiç görmeden, benim için günlük koşuşturmalarına geri dönüyorlar.


... Ve ben onları görüyorum. Ve ben onları duyuyorum... Bazı dostlarsa benim sadece amfora biriktirdiğimi düşünüyorlar. Oysa bilmiyorlar ki onlar bizi geçmişe götüren birer simge. Bize tarihin kapılarını açan birer altın anahtardır.
 


Bu fotoğrafta M.Ö. 5. yy. dan itibaren birkaç yüzyıl içinde şişman ve tıknaz
Taşoz formunun nasıl bir evrim geçirdiğini daha iyi görebiliyoruz.
Zaman içinde boyun ve kulplar incelip uzamış, gövde üstte keskinleşirken
karın aşağıya doğru incelmeye başlamıştır.
 

     


M.Ö. 4.yy. başlarında Taşozlar yumuşak
ve yuvarlak formlarıyla dikkat çekerler.
Bu kulplar ileride Amastris ve Sinop
amfora formlarını etkiliyecektir.
 

 


Evet Taşoz amforalarına geçerken, bu amforalarla birlikte onların gerisindeki insanlığın tarihine de dikkatle bakmanızı öneriyorum.

Taşoz adasının en büyük özelliği Ege, Karadeniz amfora formlarını etkilemesidir. Nasıl günümüz modasına Paris-Londra-Roma şehirleri yön veriyorsa, antik çağda da Taşoz, amfora tasarımlarına damgasını vurmuştur.

Taşoz 378 km2 lik dağlık ve ağaçlık, Yunanistan'a yakın Ege'nin kuzeyindeki son adasıdır. Peki nasıl olurda bu kadar minik bir ada bu kadar çok çeşitli, ve özgün amforalar üretebilir. Diğer bölgeleri etkileyebilir.?

     
Kaldı ki Taşoz amforaları tarihleri ve tipleri ne olursa olsun, teknikte kusursuz kullanımda sorunsuz, estetikte ise birer sanat şaheseriydiler.
Bu sorunun cevabını bence 3 şekilde açıklayabiliriz.

1.si : Ada halkının denizci ve tüccar bir kimliğe sahip oluşu, Ege ve özellikle Karadeniz'in Anadolu kıyılarında ticari koloniler kurup, mallarını bu pazarlar kanalı ile satmaları.

2.si : Ada siyasi tarihinin çok hareketli olması, adanın sürekli Persler, Atina ve Ispartalılar arasında el değiştirmesi.

3.sü : Adanın zengin mermer yataklarından dolayı heykelciliğinin erken yıllarda gelişmesi. Ve bu heykel geleneğinin sanat açısından amfora formlarını olumlu yönde etkilemesi sayılabilir.
Tabi bu arada Taşoz'ün antikitenin en eski ve kaliteli şarap üreticilerinden biri olduğunu da unutmamak gerekir.

Adalılar bağcılıkta olduğu gibi zeytincilikte de ileri idiler ve bu sayede hayli zenginleşmişlerdi.
Olabilir ki bu amforaların bir kısmı da zeytin ve zeytinyağı ürünlerini taşımaktaydı.
Biz bugün bunların hangisinin şarap, hangisinin zeytinyağı taşıdığını tam olarak bilmiyoruz.
 


Dipteki tutamağı görmesek bu amforayı
M.Ö. 4.yy Sakız amforalarına benzetmek olasıdır.
Burada kimin kimi etkilediği sorusu sorulursa
ben bambaşka bir formdan geçiş yapan Sakız'ın (Chios) Taşozlulardan etkilendiklerini
söyleyebilirim.

     


Daha küçük hacimli bu Taşozlar bir ara geçiş formunda iseler de bu stilin
en güzel ve belirgin örneği 2 nolu
amforada şekil bulmuştur.
Bu amforaları Amastris amforalarından
ayırmak hayli zordur. (Bkz.F.8)
 

  Tarihte ada hakkındaki ilk bilgi, burayı Fenikelilerin M.Ö. 1100 yıllarında kolonize ettiğidir. Fenikeliler burada ilk altın madenlerini bulmuşlar ve kırmızı kumaş boyalarını da yine bu adadan sağlamışlardır. Ondan sonra adaya gelen Paroslular burada erken tarihlerde altın ve gümüş madenlerini işletmişler ve buraya yerleşmişlerdir.

M.Ö. 6.yy. da Herodot adaya geldiğini Mısırın aksine burada tanrı ve insan kahraman olarak 2 ayrı herkul tapınağı (kült'ü) olduğunu anlatır.

Ayrıca adada Artemis ve Apollon adına da tapınaklar vardı.

Kent mermerden yapılmış sur duvarlarıyla övünse de M.Ö 491 de adayı işgal eden Persler bu surları yıktırmıştır.
Uzun el değiştirmelerden sonra ada Helenistik dönemde Romanın tarafını
tutmuş ve zenginliğini sürdürmüştür.
 


Bu formlar ara arayış dönemleri formları olsa gerekir.
Çünkü bundan sonra çok daha belirgin ve özgün
imalatlara geçilmiştir.
 

     
Adanın eski amfora fırınlarını bulup inceleyen Fransızlara göre ilk amfora imalatları M.Ö 5.yy da başlamıştır.

Bence ilk imalatların M.Ö 6.yy da gelişme gösteren ada heykelciliğiyle birlikte, belki de daha önceden başlamış olması gerekir.
Taşoz amforaları nadiren Ege ve Akdenizde bulunsalar bile çoğunlukla bulundukları yer Karadeniz'dir.
Bu amforalar özellikle Karadeniz Ereğli (Heraklia-Pontike) Amastris-Sinop başta olmak üzere bir çok Karadeniz amfora üretim merkezlerini etkilemişlerdir.

Burada, adaları işgale uğrayınca, bazı Taşozluların Karadeniz'e göç ettiğini amfora imalatlarına burada aynı formda devam ettiklerini varsayabiliriz.
 


Bu tasarım, Taşoz'un baskın ve kişilikli
formlarından biridir. Hatlar son derece serttir.
22 nolu amfora bu tipin en özgün formudur.
 

     


Her özelliği ile Taşoz ekolünü çağrıştıran
bu amforalarahenüz hiçbir literatür
müze ve koleksiyonda rastlanmamıştır.
% 99 Taşozlu olduklarını sandığım bu
amforalardaki teknik üstünlük,
ustalıklarıyla dünya çapında
şöhrete ulaşmış Cos'lu çömlekçileri
gölgede bırakacak düzeydedir.
 

  Koleksiyonumdaki Taşoz amforalarının çoğu Rusya-Ukrayna-Romanya-Bulgaristan ve Karadeniz sahillerinden kalkan trolüne takılarak bana ulaşmıştır.

Bu da Taşozlülerin bu Kuzey ülkeleriyle de yoğun bir ticari alışveriş içerisinde olduklarının göstergesidir.

Taşoz amforalarının çoğunda bir mühür veya yazı vardır. Ve bu amforalar 30-20-15-12 litrelik değişik hacim ve tiplerde imal edilmiştir.
Taşozlüler en erken mühürleme sistemini uygulayan kentlerden biridir.
İlk yıllarda sadece sembollerden oluşan bu mühürler daha sonra üretici ve yöneticilerin isimleri ile kentin adını da içermeye başlamıştır.
Fotoğraflarını gördüğünüz bu amforaların da pek çoğu mühürlüdür.
 


6. Fotoğraftaki amfora formunun devamındaki bu amforalar
onların sanki sadece şişmanlatılmış şekilleridir.
Henüz kimsenin teşhis edemediği bu amforalar kesinlikle
Taşoz Adasına ait olup benimde biçim olarak hayran
olduğum bir amfora tasarımıdır.
Bir topacı veya boyanmamış bir Yunan vazosunu andıran
bu amforalar rahatça geniş tabanları üzerinde durabilirler.

     
     
Deniz Magazin Dergisi  Eylül - Ekim 2001  Sayı:48
     
     
     
   

- Sayfa başına -